25 Mart 2025 Salı

Kırmak ve Dahası

Kırmak mı daha acıdır kırılmak mı?

Benim fikrimce kırmak daha çok acıtır. Bunun sebebi ise ardında bıraktığı o can sıkıcı pişmanlık duygusudur. Pişmanlığın diğer duyguları çok kolay bir biçimde bastırdığı aşikârdır. O yüce pişmanlık duygusunu yok saymaya çalışırsın ama her neyle meşgul olursan ol o yoğun duygu hâlâ aynı yerinde durmaktadır. Pişmanlığa yüce dedim çünkü her insanın bir parçası olan bu duyguyla bence yeterince ilgilenmiyoruz. Dediğim gibi sürekli onu göz ardı etme eğilimdeyiz. Pişmanlık üzerine daha söyleyecek çok şeyim olduğuna eminim ama bu başka bir yazının konusu.

Kırmak ve kırılmaktan söz ediyorduk. Belki bu yaşıma kadar çok kırdım, kırdığım kadar da kırıldım. Kırıldığım şeyleri içimde bir şekilde çeşitli kalıplara sığdırabildim fakat kırdıklarımı bu zaman oldu hiç düzeltemedim. Bazı zamanlar oldu, düzelttiğimi sandım. Ama sonra fark ettim ki hiçbir şeyi düzelttiğim yokmuş. Yalnızca kırdığım insan da bunu tıpkı benim gibi kendi içinde bir şekilde belli bir kalıba sığdırabilmiş oluyormuş. Böyle düşünmek de pişmanlığı biraz daha artıyormuş, onu öğrendim.

Duygularını gösteremeyen bir insan için standart pişmanlıktan daha fazlası vardır. Affedilmek için adım atamamanın pişmanlığı da gece gibi çöker insanın omuzlarına. Bu da daha küçük bir çocukken öğrenilen bir başka pişmanlık mevzusudur. Sevginin gösterilmediği, çok mühim bir sırmış gibi gönüllerde gizli tutulduğu evler... O evlerde büyümek elbette çok yara bırakır. Bu yaralardan biri de adım atamama, içinde fırtınalar koparan vahşi duyguları dürüstçe söyleyememedir.

Kırmak mevzusu üzerine çok kafa yordum ama kırılmayı bir türlü ele alamıyorum. Bu benim için çok elzem bir durum değil herhalde. Nasılsa ilk boya kalemleri kıran da annemdi. 

plastik ruh

kim bilir hangi doğa düşmanının kirli ellerinden kaçıp da kapıldın hoyrat güz rüzgârının kırılgan saçlarına kim bilir hangi çocuğun yitik uç...